“İzindeyiz” Demek Yetiyor mu?
Haziran 27, 2026

Sevgili Erol,
Bazen düşünüyorum…
Bir ülkenin en büyük tehlikesi gerçekten dışarıdan gelen tehditler midir, yoksa içeride oluşan sessizlik midir?
Atatürk Gençliğe Hitabesi’ni okurken çoğu zaman sadece “vatan tehlikede olursa ne yapmalıyız?” sorusuna odaklanıyoruz. Oysa Hitabe sadece bir işgal gününü anlatmaz. Daha derin bir uyarı yapar:
Bir ülkenin kurumları zayıflarsa, yönetenler sorumluluk duygusunu kaybederse, toplum kendi çıkarını ortak geleceğin önüne koyarsa ne olur?
Ve en önemlisi:
Böyle bir durumda gençlik nasıl davranmalıdır?
Bugün sıkça duyduğumuz bir söz var:
“İzindeyiz.”
Peki izinde olmak nedir?
Bir ismi tekrar etmek mi?
Bir sembole sahip çıkmak mı?
Yoksa zor olanı yapmak mı?
Çünkü bir insan sabah akşam Atatürk’ün adını anabilir, ama onun en temel mirası olan sorgulamayı, aklı ve sorumluluğu hayatına taşımayabilir.
Atatürk’ün hedeflediği gençlik, sadece doğru sloganı bilen gençlik değildir. Yanlış gördüğünde kendi tarafına bile soru sorabilen gençliktir.
Çünkü gerçek bağlılık, eleştirebilme cesaretini de içinde taşır.
Bugün siyasete baktığımızda sıkça gördüğümüz bir durum var:
İnsanlar çoğu zaman kendilerine gerçeği söyleyenin değil, duymak istediklerini söyleyenin arkasında duruyor.
Oysa bir ülkenin ihtiyacı, sadece umut dağıtan liderler değildir.
Bazen yapılması gerekeni anlatan, hatta bunu anlatırken bedel ödemeyi göze alan insanlara ihtiyaç vardır.
Çünkü liderlik, insanların hoşuna giden cümleleri kurmak değil; doğru olduğuna inanılan yolu gösterebilme sorumluluğudur.
Ama burada başka bir sorumluluk da bize düşüyor.
Sadece liderleri eleştirmek kolaydır.
Asıl soru şudur
— — — — — — — — — —
Biz kendimize aynı ölçüyü uyguluyor muyuz?
— — — — — — — — — —
Kendi çıkarımıza dokunduğunda görmezden geldiğimiz yanlışları, karşı tarafta gördüğümüzde eleştiriyorsak gerçekten bir ilkeye mi sahibiz?
Yoksa sadece kendi tarafımızın doğrularını mı savunuyoruz?
Atatürk gençliği olmak belki de tam burada başlıyor.
Kendi grubunun hatasını da görebilmekte…
Kendi rahatını sorgulayabilmekte…
“Ben görevimi yapıyorum” diyerek sorumluluktan kaçmamakta…
Çünkü bazen sistemin açıklarından yararlanan insanlar, sistemin bozukluğundan şikâyet eden insanlarla aynı kişi olabilir.
Ve en tehlikeli durum da budur:
İlke söylemi ile yaşam pratiğinin birbirinden kopması.
Sevgili kendim,
Belki de bugün Atatürk’ün gençliğe bıraktığı en büyük görev şudur:
Hazır bir doğruyu savunmak değil, doğruyu arama cesaretini kaybetmemek.
Bir lidere körü körüne bağlanmak değil, ilkelerin peşinden gitmek.
Bir tarafın parçası olmak değil, gerektiğinde kendi tarafını da sorgulayabilmek.
Çünkü “izindeyiz” demek kolaydır.
Zor olan, gerçekten o izinin gerektirdiği sorumluluğu taşımaktır.
Belki de gerçek Atatürk gençliği tam olarak budur:
— — — — — — — — — — —
Sadece adını değil, düşünce biçimini de yaşatan insan.
— — — — — — — — — — —
İmza: Kendin
(Bu yazılar, doğrular ilan etmekten çok, rahatsız edici sorular sormak niyetiyle kaleme alınmıştır.)
Bir yanıt yazın