Tehlikeli Cehaletin Başköşesi
Temmuz 05, 2026

Sevgili Erol,
Yapay zekâ hakkında konuşanları dikkatle dinliyorum.
Kimi, “İnsanlığı aptallaştıracak.” diyor.
Kimi, “Düşünme yeteneğimizi elimizden alacak.” diye uyarıyor.
Kimi ise çok daha iddialı konuşuyor:
“Yapay zekâ, insanlığın önündeki en büyük tehdittir.”
Bu cümleleri kuranların arasında akademisyenler de var, gazeteciler de, televizyon yorumcuları da, kendisini “düşünür” olarak tanımlayanlar da…
Sözlerini dinlerken aklıma tek bir soru geliyor.
Acaba aynı insanlar, evlerinin başköşesine yerleştirdikleri televizyona da bir gün olsun aynı gözle baktılar mı?
Televizyon yalnızca bir elektronik eşya değildir.
Bir sandalyeye saatlerce bakmazsınız.
Bir masanın karşısında akşamınızı geçirmezsiniz.
Ama televizyonun karşısında saatlerin nasıl geçtiğini çoğu zaman fark etmezsiniz.
Tehlikesi de tam burada başlar.
Çünkü o, yalnızca görüntü göstermez.
Gündemi seçer.
Öncelikleri belirler.
Neye üzüleceğinizi, neye öfkeleneceğinizi, neyi unutacağınızı büyük ölçüde şekillendirir.
En önemlisi de sizi çoğu zaman seyirciye dönüştürür.
“Seyretmek, düşünmek değildir.”
İşin ilginç yanı, buna onlarca yıl boyunca “teknolojik tehdit” diyen pek çıkmadı.
Aksine…
Televizyon evlerin en prestijli köşesine yerleştirildi.
Salonun düzeni bile çoğu zaman aile bireylerine göre değil, ekrana göre kuruldu.
Misafirler birbirlerini değil, ekranı görecek şekilde ağırlandı.
Çocuklar ekranın karşısında büyüdü.
Biz buna “normal” dedik.
Hiç kimse bunun adına kölelik demedi.
Sonra yapay zekâ geldi.
Bir anda herkes düşünmenin önemini hatırladı.
Bir anda herkes insan aklını koruma telaşına düştü.
Doğrusu bu telaşı anlamakta zorlanıyorum.
Çünkü düşünme alışkanlığımızı gerçekten bu kadar önemsiyorduk da, bunu elli yıl boyunca neden televizyon karşısında hiç konuşmadık?
Yanlış anlaşılmak istemem.
Yapay zekânın hiçbir riski yok demiyorum.
Elbette var.
Her güçlü teknolojinin olduğu gibi.
Ama bana öyle geliyor ki, bazı insanlar yeni teknolojileri eleştirirken eski alışkanlıklarını sorgulamayı unutuyor.
Belki de yapay zekâdan korkmak daha kolaydır.
Çünkü suç dışarıdadır.
Oysa televizyonu kimse bize zorla satmadı.
Onu başköşeye biz koyduk.
Her akşam kumandayı biz elimize aldık.
Saatlerimizi biz verdik.
Dikkatimizi biz teslim ettik.
Bugün de aynı şeyi yapay zekâ için yapıp yapmayacağımıza yine biz karar vereceğiz.
Belki sorun yapay zekâ değildir.
Belki sorun, hangi teknolojinin bizi yönettiğini fark edemeyecek kadar alışkanlıklarımızın tutsağı olmamızdır.
Belki de tehlikeli cehalet, bilgi eksikliği değil; kendi çelişkilerini sorgulamayan zihin hâlidir.
İnsan, dün alkışladığı aracın etkisini hiç tartışmadan, bugün yeni gelen aracı insanlığın en büyük düşmanı ilan ediyorsa…
Orada durup yeniden düşünmek gerekir.
Çünkü özgürlük, yeni teknolojilerden korkmakla başlamaz.
Özgürlük, hangi aracın zihnimizi yönettiğini fark etmekle başlar.
Ve belki de asıl soru şudur:
Yapay zekâ bizi düşünmekten mi alıkoyacak; yoksa biz, düşünme sorumluluğunu çok daha önce, gönüllü olarak başka araçlara mı devretmiştik?
İmza: Kendin
(Bu yazılar, doğrular ilan etmekten çok, rahatsız edici sorular sormak niyetiyle kaleme alınmıştır.)
Bir yanıt yazın