Kendime Mektuplar-325

Oltayla Kuş Avlayanlar

Temmuz 08, 2026

Sevgili Erol,

Bir süredir dikkatimi çeken bir alışkanlık var.

Bu ülkede hangi konu tartışılsa, önce asıl mesele gözden kayboluyor; sonra herkes kendi ezberini konuşmaya başlıyor.

Oysa en kritik soru çoğu zaman en başta sorulmalı:

Doğru sorunu mu tartışıyoruz?

Geçtiğimiz günlerde karşıma, Kürtçenin etimolojisi üzerine hazırlanmış uzun bir paylaşım çıktı. Sayılar, yüzdeler, kaynaklar… Sonunda da şu ima:

“Demek ki ortada gerçek bir dil de yok.”

Doğru ya da yanlış…

Benim dikkatimi çeken bu değildi.

Aklımdan geçen tek soru şuydu:

Bunun, Türkiye’nin çözmeye çalıştığı hangi soruna cevap olması bekleniyor?

Çünkü bir ülkenin onlarca yıldır konuştuğu bir meseleyi, kelimelerin kökeni üzerinden çözmeye çalışmak bana oltayla kuş avlamaya çalışmak kadar tuhaf geliyor.

Belki oltanız çok sağlamdır.

Belki misinanız dünyanın en kalitelisidir.

Belki kullandığınız veriler eksiksizdir.

Ama yine de gökyüzündeki kuşu oltayla vuramazsınız.

Sorun oltada değildir.

Sorunyanlış aracı seçmiş olmanızdır.

Toplumlar da böyledir.

Kimlik tartışmaları, ekonomik bunalımlar, adalet arayışı, güvenlik kaygıları, aidiyet duygusu… Bunların hiçbirini tek başına etimoloji açıklayamaz.

Dilbilimi, sosyolojinin yerine koyamazsınız.

Sözlükleri, siyasetin yerine koyamazsınız.

Kelimelerin kökeniyle insanların neden öfkelendiğini, neden umutlandığını ya da neden birbirine yabancılaştığını açıklayamazsınız.

Asıl mesele de budur.

Bugün milyonlarca insan geçim sıkıntısıyla boğuşurken, gençler gelecek kaygısıyla yaşarken, toplum derin bir kutuplaşmanın içinde savrulurken, kendisini “aydın” olarak tanımlayan insanların böylesine tali tartışmaları çözüm diye dolaşıma sokması beni düşündürüyor.

Çünkü aydın olmak, her konuda konuşmak değildir.

Daha önemlisihangi bilginin hangi sorunu çözmeye yarayacağını ayırt edebilmektir.

Yanlış soruya verilen doğru cevap bile işe yaramaz.

Yanlış araçla çıkılan yolculuk ise çoğu zaman insanı hedefe değil, bambaşka bir yere götürür.

Belki de bu yüzden, toplum olarak sık sık aynı çıkmaz sokaklara giriyoruz.

Her defasında büyük bir özgüvenle yürümeye başlıyor; sonra neden hedefe ulaşamadığımızı birbirimize soruyoruz.

Oysa mesele yürümek değildir.

Önce doğru yöne bakmaktır.

Çünkü ilk adım yanlışsa, varılacak yerin doğru olmasını beklemek, tesadüften medet ummaktır.

Ve tesadüf, hiçbir toplumun üzerine gelecek inşa edebileceği kadar güvenilir bir rehber değildir.

İmza: Kendin

(Bu yazılar, doğrular ilan etmekten çok, rahatsız edici sorular sormak niyetiyle kaleme alınmıştır.


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir