Kendime Mektuplar-326

Hastalık mı, Sabırsızlık mı?

Temmuz 09, 2026

Sevgili Erol,

Son birkaç gündür bir hastane odasında, yalnızca bir hastayı değil, modern insanın sağlık anlayışını da izledim.

Ateş vardı.

Herkes onu düşürmeye çalışıyordu.

Ben ise ateşin kendisini değil, ona karşı duyduğumuz tahammülsüzlüğü izliyordum.

Çünkü ateş, milyonlarca yıldır insan bedeninin düşmanı değil, savunma biçimlerinden biri oldu.

Bir zamanlar insanlar hastalığın geçmesini beklerdi.

Şimdi laboratuvar sonucu bekleyemiyoruz.

Bir zamanlar beden konuşurdu.

Şimdi laboratuvar konuşuyor.

Bir zamanlar hekim hastaya bakardı.

Şimdi hasta, ekrandaki sayılara bakıyor.

CRP yükselmiş.

Lökosit düşmüş.

Bir değer referans aralığının dışına çıkınca, sanki insan da normalin dışına çıkmış sayılıyor.

Oysa bazen laboratuvar değil, hasta iyileşmeye başlamıştır.

Belki de modern çağın en büyük korkusu ölüm değildir.

Beklemektir.

Bir gün ateşle beklemek…

Bir gece ilaç almadan geçirmek…

Bir enfeksiyonun gerçekten kendi seyrini izlemesine izin vermek…

Artık bunlar cesaret değil, neredeyse ihmal sayılıyor.

Elbette tıbbı reddetmiyorum.

Antibiyotiklerin milyonlarca hayat kurtardığını da biliyorum.

Ama başka bir şey soruyorum

— — — — — — — — — — — –

Her hastalık gerçekten tedavi edilmek zorunda mı, yoksa bazı hastalıklar yalnızca yaşanıp atlatılmak için mi vardır?

— — — — — — — — — — — —

Modern tıp, hastalıkları yenmeyi öğrendi.

Fakat acaba sağlıklı olmayı biraz unuttu mu?

Sağlık; her değerin referans aralığında olması mı, yoksa bedenin gerektiğinde kendi savaşını verebilmesi midir?

Belki de en zor soru budur.

Ve belki de cevabı laboratuvarda değil, insan bedeninin milyonlarca yıllık hafızasında saklıdır.

İmza: Kendin

(Bu yazılar, doğrular ilan etmekten çok, rahatsız edici sorular sormak niyetiyle kaleme alınmıştır.)


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir