Kendime Mektuplar-332

Bir Toplum, İsimleri Değiştirerek Kaderini Değiştiremez

Temmuz 24, 2026

Sevgili Erol,

Yine aynı filmi izliyorum.

Sahnedekiler değişiyor, afişler değişiyor, parti isimleri değişiyor… Ama seyirci hiç değişmiyor.

Bugün herkes yeni kurulacak partiyi konuşuyor. Sanki yeni bir tabela asılınca eski bütün yanlışlar silinecekmiş gibi. Sanki Türkiye’nin sorunu parti eksikliğiymiş gibi…

Oysa ben bambaşka bir şey görüyorum.

Atatürk Cumhuriyeti’nin temel kurumları yıllar içinde aşındırılırken buna “ileri demokrasi” dendi. Devletin kurucu dengeleri değiştirilirken alkış tutuldu. Hukukun zayıflaması, “vesayet sona eriyor” diye sunuldu. Bugün aynı çevreler dönüp Cumhuriyet’in kaybettiklerinden söz ediyor.

İnsan ister istemez soruyor:

Cumhuriyet bugün zayıfladıysa, buna giden yolu kim döşedi?

Daha acısı ise şu…

Düne kadar alkışladıklarına bugün “hain” diyorlar.

Ama bu kez de, o dönemin en önemli aktörlerinden birinin arkasında umut arıyorlar. Yıllarca aynı siyasi yapının içinde bulunmuş, karar mekanizmalarının merkezinde yer almış bir isim, şimdi sanki bütün geçmişten bağımsızmış gibi yeni bir umut olarak sunuluyor.

Hiç kimse şu soruyu sormuyor:

Yirmi yıl aynı masada oturan biri, o masanın sorumluluğunu ne kadar taşıyor?

Çünkü biz kişiler üzerinden düşünüyoruz; ilkeler üzerinden değil.

Bizde siyaset, hesaplaşma değil taraf değiştirme sanatına dönüştü.

Kalabalık nereye gidiyorsa, vicdan da oraya taşınıyor.

Dün alkışlanan bugün yuhalanıyor.

Bugün omuzlara çıkarılan yarın hain ilan ediliyor.

Ama hiçbir zaman toplum kendi muhasebesini yapmıyor.

Çünkü en zor şey, aynaya bakmaktır.

Kolay olan ise yeni bir kurtarıcı beklemektir.

Bugün yeni bir parti kuruluyor diye heyecanlananlara baktığımda, aslında yeni bir siyaset değil, eski bir alışkanlık görüyorum.

Yine isimler değişecek…

Yine sloganlar değişecek…

Yine büyük vaatler verilecek…

Fakat düşünme biçimi değişmedikçe hiçbir şey değişmeyecek.

Demokrasiyi, sadece sandığa gitmek sanan bir toplum; hukukunu, kurumlarını ve devlet aklını koruyamaz. Demokrasi, bilinçli yurttaşın elinde bir araçtır. Bilinçsiz kalabalığın elinde ise kolayca bir propaganda malzemesine dönüşebilir.

Ben artık yeni parti haberleriyle heyecanlanamıyorum.

Çünkü tabelaların değişmesi beni ilgilendirmiyor.

Ben zihniyetin değişip değişmediğine bakıyorum.

Ve ne yazık ki aynı ezberi görüyorum:

Önce putlaştır.

Sonra hain ilan et.

Ardından yeni bir put bul.

Sonra aynı döngüyü yeniden yaşa…

Belki de Türkiye’nin en büyük siyasi sorunu, yanlış insanları seçmesi değildir.

Aynı düşünme biçimini hiç değiştirmemesidir.

İmza: Kendin

(Bu yazılar, doğrular ilan etmekten çok, rahatsız edici sorular sormak niyetiyle kaleme alınmıştır.)

  • İzlediğiniz için çok teşekkür ederim, desteğinizi ve yanımda olduğunuzu hissetmek benim için gerçekten kıymetli.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir