Kendime Mektuplar-335

Erken Öten Horozlar ve Kollektif Kirlenme

Temmuz 30, 2026

Sevgili Erol,

Erken Öten Horoz ve “Akıllı” Suskunluklar

Geçenlerde, tam altmış yıl önce aynı lise sıralarını paylaştığım eski bir dostla sohbet ediyorduk. Konu, memleketin bitmek bilmeyen siyaset trafiğine ve siyasi figürlerin hızlı yükseliş ve düşüşlerine geldi. Dostum, bugünlerde övgüler düzdüğü yeni bir siyasi aktörün meziyetlerini anlatırken, ister istemez hafızamı tazeledim.
Bugün aynı çevrelerce “hain” ya da “yetersiz” ilan edilen dünkü liderin hemen yanı başında, yirmi yıla yakın süredir en yakın kurmay olarak duran kişinin de bu yeni figür(!) olduğunu hatırlattım. “Peki,” dedim, “eğer o gün bir yanlışlık, bir yetersizlik veya ihanet vardıysa; bunca yıl o çatının altında duranlar bunu nasıl görmedi? Gördüyse neden ağırlığını koymadı?”
Dostumun verdiği cevap, aslında bu toplumun kılcal damarlarına kadar işlemiş olan o acı cenderenin özeti gibiydi:
“Erken öten horozun başı kesilir.”

İlkelerin Yerini Alan Taktik Basireti

Bu tek cümle üzerine uzun uzun düşünmek gerekiyor. Çünkü bu ifade, sadece siyasi bir basiret ya da taktiksel bir sabır açıklaması değildir; bu ifade, ilkesizliğin “akıllılık”, suskunluğun “strateji”, usulsüzlüğe ve yanlışa göz yummanın ise “siyasi olgunluk” diye ambalajlanmış halidir.
Eğer bir toplumda ya da organizasyonda doğruyu zamanında söylemek “erken ötmek” sayılıyorsa; orada ilkeler ölmüş, yerini tamamen iktidarı ele geçirme veya konumu koruma hesapları almıştır. Yanlışı gördüğü halde konumu, makamı ya da siyasi istikbalini korumak için susan ve zemin olgunlaşana kadar “idare-i maslahat” eden anlayış; zamanı geldiğinde bayrağı devralsa dahi o kirli çarkın bir parçası olmaktan kurtulamaz.
Çünkü güç ele geçene kadar susan insan, gücü ele geçirdikten sonra kendisi için susacak yenilerini yetiştirir.

Sadece Siyasiler Mi? Ya Toplum?

Bizler genellikle faturayı tek taraflı kesmeye alıştık. Siyasetçileri liyakatsizlikle, güç devşirmekle ve kamusal kaynakları bölüşmekle suçlarız. Bu teşhis yanlış değildir; fakat eksiktir. Siyasetçiler gökten zembille inmiyor; onlar, “erken öten horozun başı kesilir” diyen, güce yanaşmayı “beceri” sayan, yem kesildiğinde “kandırıldık” diye feryat edip menfaat akarken gözünü yuman toplumsal yapının içinden çıkıyor.
Sistem, iki tarafı da kirleten bir emme-basma tulumba gibi çalışıyor:

  1. Yönetenler, kitlelere kamu kaynaklarından veya makamlardan pay vererek sus payı dağıtır.
  2. Yönetilenler, ilkeli davranmak yerine kendi payına düşen kırıntının peşine düşer ve denetleme görevini terk eder.
    Böylece “alanın razı, verenin razı” olduğu; dürüstlüğün cezasız kalmadığı, dalkavukluğun ve idareciliğin prim yaptığı kolektif bir kirlenme alanı doğar.

Hüsran Kaçınılmaz Mı?

Siyasi organizasyonlara giren bireyleri tek tek suçlamak kolay olandır. Oysa asıl tehlikeli olan, içine gireni kendisine benzeten, dürüstlüğü dışlayıp pragmatizmi tek yaşama kuralı haline getiren bu yapısal tuzaktır. İlkelerin değil, konjonktürün adamı olmayı “akıllılık” sayan bir anlayışla ne nitelikli bir toplum inşa edilebilir ne de sürdürülebilir bir gelecek.
Bugün yan yana durup susanlar, yarın hesap günü geldiğinde “kandırılmışız” diyerek sıyrılmaya çalışabilirler. Ancak tarih zamanında konuşmayanların suskunluğunu bir “strateji” olarak değil, o kirlenmenin sessiz bir suçortağı olarak kayda geçirir. Bu yüzden suskunluk, yalnızca bireysel bir tercih değil; çıkar ortaklığıyla beslenen kolektif kirlenmenin en güçlü harcıdır.
Kendi payıma; horozun ne zaman öttüğüne değil, öttüğünde doğruyu söyleyip söylemediğine bakmayı sürdüreceğim. Baş kesilse bile…

En azından aynaya baktığımda suskunluğumu savunmak zorunda kalmam.

İmza: Kendin

(Bu yazılar, doğrular ilan etmekten çok, rahatsız edici sorular sormak niyetiyle kaleme alınmıştır.)

*İzlediğiniz için çok teşekkür ederim, desteğinizi ve yanımda olduğunuzu hissetmek benim için gerçekten çok kıymetli.


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir