Kendime Mektuplar-341

Yapay Zekâ Çağında Oyunun Hangi Ligindeyiz?

Ekim 03, 2026

Sevgili Erol,

Prof. Dr. Türker Kılıç’ın HBT’de yayımlanan “İnsanlık mı? Yapay zekâ mı? Yaşamın kendisi mi?” başlıklı yazısını okurken, yapay zekâ hakkında sıkça sorduğumuz bir sorunun aslında eksik olduğunu düşündüm. Kılıç’ın yazısı, buhar makinesinden yapay zekâya uzanan teknolojik dönüşümün yalnızca makinelerle ilgili olmadığını; asıl değişimin insan, emek ve toplum arasındaki ilişkilerde yaşandığını hatırlatıyor. Yazıyla ilgili paylaşımına buradan ulaşılabilir.

Ben ise bu yazıdan başka bir soruyla ayrıldım:

Yapay zekâ çağında biz oyunun hangi ligindeyiz?


Yapay zekâ tehlikeli mi?

Elbette olabilir.

Ama yalnızca yapay zekâ değil, insanın elindeki hemen her güçlü araç tehlikeli olabilir.

Bir otomobil saatte 150 kilometre hızla giderken yanlış kullanılırsa ölümcül olabilir. Bir uçak yüzlerce insanı aynı anda taşıyabilir. Bir elektrik santrali yanlış yönetilirse büyük zararlar doğurabilir.

Ama biz bunlara bakıp:

“O halde bunları kullanmayalım.”

demedik.

Onları öğrenmeye çalıştık.

Kurallar koyduk.

Teknik geliştirdik.

Uzmanlıklar oluşturduk.

Ve en önemlisi, o araçları kullanabilecek insanlar yetiştirdik.

Yapay zekâ konusunda ise zaman zaman çok farklı bir tavır görüyorum:

“Tehlikeliymiş.”

Peki sonra?


Voleybol da tehlikeli

Son yıllarda kadın voleyboluna ilgimizin nasıl büyüdüğünü düşünüyorum.

Bir zamanlar yalnızca belirli bir kesimin takip ettiği bir spor dalı, bugün toplumun çok geniş bir kesiminin ilgisini çekiyor.

Üstelik artık yalnızca büyük şehirlerde değil, köylerde bile kız çocuklarının voleybol takımları oluşturduğunu, turnuvalara katıldığını duyuyoruz.

Peki neden?

Kızlarımızın güzelliği nedeniyle mi?

Sanmıyorum.

Başarıları nedeniyle.

Sahaya çıktılar.

Çalıştılar.

Mücadele ettiler.

Kazandılar.

Ve başarıları milyonlarca insanın dikkatini çekti.

Sonra çocuklar onların yaptığını yapmak istedi.

Bence burada çok önemli bir toplumsal mekanizma var:

İnsanlar çoğu zaman anlatılan şeyden çok, yapılabilen şeyden etkileniyor.


Yapay zekânın da başarılı oyunculara ihtiyacı var

İşte tam burada yapay zekâ konusuna geliyorum.

Toplumun yapay zekâya ilgisini artırmak istiyorsak, sürekli:

“Yapay zekâ tehlikelidir.”

demek yeterli olmayabilir.

Hatta belki de bu yaklaşım, insanları oyunun dışına itebilir.

Bunun yerine yapay zekâyı kullanarak gerçek ve görünür başarılar ortaya koyan insanlara ihtiyacımız var.

Bir doktor yapay zekâyı kullanarak teşhis süreçlerinde yeni bir yöntem geliştirir.

Bir öğretmen öğrencilerinin öğrenmesini kişiselleştirir.

Bir mühendis daha önce çözemediği bir problemi çözer.

Bir çiftçi üretimini daha verimli hale getirir.

Bir öğrenci kendi köyünde daha önce olmayan bir projeyi gerçekleştirir.

Bir emekli bile hayatında hiç karşılaşmadığı bir teknolojiyi öğrenip onunla yeni bir şey üretir.

İşte o zaman yapay zekâ, televizyonlarda konuşulan soyut bir teknoloji olmaktan çıkar.

İnsanın elindeki bir araca dönüşür.

Ve belki o zaman en ücra köydeki çocuk bile:

“Ben de bunu yapabilir miyim?”

diye sorar.


Mahalle takımı yetmez

Kendime burada bir spor benzetmesi yapıyorum.

Herkes mahalle takımında oynayabilir.

Fakat birinci lige çıkmak emek ister.

Birinci lig oyuncusu olmak ise hâlâ yeterli değildir.

Çünkü her birinci lig oyuncusu Avrupa Şampiyonası’na katılamaz.

Orada başka bir seviye vardır.

Başka bir çalışma gerekir.

Başka bir rekabet vardır.

Başka bir hazırlık gerekir.

Yapay zekâ çağında da buna benzer bir durumla karşı karşıyayız.

YZ kullanıcısı olmak başka, YZ ile üretmek başka, YZ sistemleri geliştirmek başka, geleceğin YZ düzeninin nasıl kurulacağı konusunda söz sahibi olmak ise bambaşka bir şey.

Benim korkum yapay zekânın gelişmesi değil.

Asıl korkmamız gereken şeylerden biri, yapay zekâ gelişirken bizim gelişmememiz.


Elimde bir düğme olmalı

Çünkü eğer benim yarınki değerimi bir başkasının elindeki düğme belirleyecekse, benim de elimde bir düğme bulunmalı.

Bunun yolu ise şikâyet etmekten geçmiyor.

Kendimi geliştirmekten geçiyor.

Yeni şeyler öğrenmekten.

Sormaktan.

Denemekten.

Yanılmaktan.

Teknolojiyi anlamaktan.

Ve en önemlisi, yalnızca tüketen değil üreten insan olmaya çalışmaktan geçiyor.

Çünkü oyunun masasında oturabilmenin bir bedeli var.

Bilgi.

Emek.

Merak.

Cesaret.

Ve sürekli öğrenme.


Gerçek aydın yalnızca tehlikeyi göstermez

Bazen “aydın” olmayı, toplumun göremediği tehlikeleri göstermek olarak tanımlıyoruz.

Bu elbette değerlidir.

Ama bana göre eksiktir.

Gerçek aydın yalnızca:

“Bakın, burada bir tehlike var.”

demez.

Şunu da sorar:

“Peki bu tehlikeyle nasıl baş edeceğiz?”

Hatta daha ileri gider:

“Bu yeni imkânı nasıl kullanacağız?”

Çünkü yalnızca korkuyu büyütmek toplumu güçlendirmez.

Yetkinliği büyütmek güçlendirir.


Voleybolun topu da hızlı geliyor

Bir voleybol topu saatte 100 kilometrenin üzerinde bir hızla üzerinize gelebilir.

Yanlış yerde durursanız yüzünüze çarpabilir.

Ama biz çocuklara:

“Voleybol tehlikelidir, oynamayın.”

demiyoruz.

Topa karşı nasıl duracağını öğretiyoruz.

Nasıl karşılayacağını öğretiyoruz.

Nasıl pas vereceğini öğretiyoruz.

Nasıl smaç vuracağını öğretiyoruz.

Ve sonunda bazıları o topa öyle güçlü vuruyor ki, biz ekranın karşısında ayağa kalkıp alkışlıyoruz.

Yapay zekâ için de neden aynısını yapmayalım?

Tehlikesini anlatalım.

Elbette kurallarını tartışalım.

Yanlış kullanımının sonuçlarını gösterelim.

Ama aynı zamanda insanlara:

“Bakın, bununla neler yapılabiliyor.”

diyelim.


Geleceğin seyircisi mi, oyuncusu mu?

Belki de bugün kendimize sormamız gereken soru bu.

Yapay zekânın geleceğimizi nasıl değiştireceğini seyredip bekleyecek miyiz?

Yoksa oyuna girecek miyiz?

Çünkü teknoloji ilerledikçe yalnızca makineler arasındaki fark büyümeyecek.

İnsanlar arasındaki fark da büyüyebilir.

Yapay zekâyı kullanmayı bilenlerle bilmeyenler…

Onu yalnızca tüketenlerle onunla üretenler…

Onu kullananlarla onu geliştirenler…

Ve belki de en önemlisi:

Başkalarının koyduğu kurallarla oynayanlarla, kuralların nasıl konulacağı konusunda söz sahibi olanlar…

Aradaki mesafe giderek açılabilir.

Bu yüzden mesele benim için artık:

“Yapay zekâ insanın yerini alacak mı?”

sorusu değil.

Daha kişisel bir soru:

“Ben yapay zekâ çağında hangi ligde oynamak için çalışıyorum?”

Çünkü oyunun dışında durup oyunun nasıl oynanacağını tartışmak kolay.

Asıl mesele sahaya çıkmak.

Ve sanırım artık hepimizin sahaya çıkma zamanı.

İmza: Kendin

(Bu yazılar, doğrular ilan etmekten çok, rahatsız edici sorular sormak niyetiyle kaleme alınmıştır.)

*Okuduğunuz için çok teşekkür ederim, desteğinizi ve yanımda olduğunuzu hissetmek benim için gerçekten çok kıymetli.