“Aydın” Kendi Aynasına Bakabilir mi?
Haziran 20, 2026

Sevgili Erol,
Bazen insanın en zor sınavı, karşısındaki yanlışı görmek değil; kendi tarafındaki yanlışı görebilmektir.
Çünkü insan, düşmanının hatasını kolay fark eder. Kendi mahallesinin hatasını görmek ise cesaret ister. Hele ki o mahalle yıllardır inandığın, kimliğinin bir parçası olmuş, kendini ait hissettiğin bir yerse…
Bugün siyasetin içinde sıkça duyduğumuz ağır kavramlar var. “İhanet” bunların en sertlerinden biri. Bir siyasi aktör kendi çevresinden böyle bir suçlamaya muhatap oluyorsa, mesele artık sadece bir kişinin başarısı veya başarısızlığı değildir. O noktada daha büyük bir soru ortaya çıkar:
Bu süreci kimler mümkün kıldı?
Çünkü liderler boşlukta yükselmez. Arkalarında bir yapı, bir kadro, bir seçmen kitlesi, bir entelektüel çevre ve bir meşruiyet alanı vardır. Bir lider yıllarca güçlü kalabiliyorsa, sadece kendi gücüyle değil; onu destekleyenlerin, savunanların ve bazen de sorgulamayanların katkısıyla kalır.
Peki ya kendine “aydın” diyenler?
Aydın olmak, sadece kitap okumak, unvan sahibi olmak veya belli çevrelerde kabul görmek değildir. Aydın olmak biraz da kendi inandığın şeyin karşısına geçip şu soruyu sorabilmektir:
“Ben yanılıyor olabilir miyim?”
Çünkü gerçek tehlike, bilgisizlikten önce gelir: sorgulamayan bilgidir.
Tarih bize defalarca göstermiştir ki eğitimli insanlar da yanılabilir. Çünkü insan sadece aklıyla değil, aidiyetleriyle de düşünür. Bazen bir düşünceyi doğru olduğu için değil, bizi ait olduğumuz grubun içinde tuttuğu için savunuruz.
Oysa zor zamanlarda asıl ihtiyaç duyulan şey sadakat değil, muhakemedir.
Bir toplumun geleceği sadece yanlış yapanlardan değil, yanlışları görüp sessiz kalanlardan da etkilenir. Çünkü susmak her zaman tarafsızlık değildir. Bazen sessizlik, devam eden sürecin görünmez desteği olur.
Mustafa Kemal Atatürk’ün gençliğe bıraktığı mesajın temelinde de böyle bir sorumluluk vardır: Şartlar ne olursa olsun aklı, vicdanı ve bağımsız düşünceyi kaybetmemek.
Bugünün gençliği veya aydınları için asıl soru belki de şudur:
“Ben gerçekten bir değeri mi savunuyorum, yoksa sadece ait olduğum tarafı mı koruyorum?”
Çünkü bir ülkenin en büyük gücü, hiçbir zaman hatasız insanlar değildir. En büyük güç; hata yaptığında kendi kendine hesap sorabilen insanlardır.
Belki de bugün ihtiyacımız olan şey yeni kahramanlar aramak değil, aynaya bakabilen insanlar yetiştirmektir.
Çünkü bir toplumda herkes karşı tarafı sorguluyor ama hiç kimse kendisini sorgulamıyorsa, orada hakikat değil; sadece kamplar konuşur.
Sevgili kendim,
Kendi tarafının yanlışını söyleyemeyen insan, karşı tarafın yanlışını söylese bile eksik kalır.
Çünkü özgür düşüncenin ilk şartı, başkasına karşı cesur olmak değil; kendine karşı dürüst olmaktır.
İmza: Kendin
(Bu yazılar, doğrular ilan etmekten çok, rahatsız edici sorular sormak niyetiyle kaleme alınmıştır.)
1
