Kendime Mektuplar-342

Ekim 04, 2026

Sevgili Erol,

Düşünüyorum da…

Belki de hayatımızdaki en büyük yanılgılardan biri, insanların değişeceğini ummaktır.

Bir arkadaşımız vardır. Bazı davranışlarından rahatsız oluruz ama yine de ilişkimizi sürdürürüz.

“Zamanla değişir.”

Bir iş arkadaşımız vardır. Çalışma biçimini, insanlarla ilişkisini beğenmeyiz.

“Biraz zaman geçsin, düzelir.”

Bir evlilikte bazı şeyler yolunda gitmez.

“Evlendikten sonra değişir.”

Bir insanı severiz ama aslında onun bugün olduğu haliyle değil, olmasını istediğimiz haliyle severiz.

Ve bekleriz.

Değişmesini…

Belki de farkında olmadığımız şey şudur:

Biz onun değişmesini beklerken, o da bizim değişmemizi bekliyor olabilir.

O da kendi içinde şöyle düşünüyor olabilir:

“Biraz daha zaman geçsin, beni anlayacak.”

“Bir gün benim istediğim gibi davranacak.”

“Şimdilik böyle olsun, nasılsa değişir.”

Böylece iki insan, aynı ilişkinin içinde birbirlerinin değişmesini bekleyerek yıllar geçirebilir.

Sonra bir gün bir şey olur.

İnsanlardan biri artık eskisi gibi davranmamaya başlar.

Biz buna bazen “değişti” deriz.

Ama gerçekten değişmiş midir?

Belki de hayır.

Belki sadece artık rol yapmayı bırakmıştır.

Çünkü insan ilişkilerinin başlangıcında hepimiz biraz rol yaparız. Daha anlayışlı, daha sabırlı, daha ilgili, daha hoşgörülü olabiliriz. Bunun her zaman kötü niyetli bir aldatma olduğunu düşünmüyorum.

Bazen insan karşısındakini kaybetmemek için kendisini olduğundan farklı gösterir.

Bazen de kendisinin gerçekte nasıl biri olduğunu henüz kendisi bile bilmiyordur.

Zaman geçtikçe rol yapmak zorlaşır.

İnsan yorulur.

Ve sonunda karşımızda, başlangıçta gördüğümüz insandan farklı biri varmış gibi hissederiz.

Oysa belki farklılaşan insan değil, bizim onu görme biçimimizdir.

Burada önemli bir soru ortaya çıkıyor:

İnsanları oldukları gibi mi kabul ediyoruz, yoksa değişecekleri varsayımıyla mı hayatımıza alıyoruz?

Bu soru yalnızca arkadaşlıklar için geçerli değil.

İş ilişkilerinde de böyle.

Aile ilişkilerinde de.

Evlilikte de.

Hatta siyasette bile.

Bir siyasetçiye oy verirken, bir partiye destek verirken veya bir yönetimden bir şey beklerken de aynı yanılgıya düşebiliyoruz:

“Biraz zaman verelim.”

“İktidara gelince değişir.”

“Şartlar değişince farklı davranır.”

“Bir gün bizi anlayacaklar.”

Belki de burada kendimize sormamız gereken soru şudur:

Ya değişmezse?

Bu soru karamsar olduğu için değil, gerçekçi olduğu için önemlidir.

Çünkü gelecekteki bir insan üzerine bugünkü hayatımızı kurmak risklidir.

Bugünkü insanı görüp, gelecekte olmasını istediğimiz insanla karıştırırsak, aslında bir insanla değil, kendi beklentimizle ilişki kurmuş oluruz.

Sonra beklentimiz gerçekleşmediğinde karşımızdaki insanı suçlarız.

“O değişti.”

“Beni hayal kırıklığına uğrattı.”

“Artık eskisi gibi değil.”

Belki de o hiç değişmedi.

Biz onun değişeceğini düşündük.

Belki hayatın bize öğrettiği en zor şeylerden biri de budur:

İnsanları değiştirmek bizim görevimiz değildir.

Onların değişmesini beklemek de çoğu zaman bizim elimizde değildir.

Bizim elimizde olan, karşımızdaki insanı bugün olduğu haliyle görüp göremediğimizdir.

Seviyorsak, olduğu haliyle sevebilir miyiz?

Birlikte çalışacaksak, olduğu haliyle çalışabilir miyiz?

Birlikte yaşayacaksak, olduğu haliyle yaşayabilir miyiz?

Ve bir toplumu yönetecek insanlardan bir şey bekliyorsak, onların gelecekte nasıl biri olacağını hayal etmek yerine, bugün ne yaptıklarına bakabilir miyiz?

Belki de olgunluk, insanlardan değişmelerini beklememek değildir.

Olgunluk;

değişebileceklerini kabul ederken, hayatımızı onların değişeceği varsayımı üzerine kurmamaktır.

Çünkü insanlar değişebilir.

Hem de gerçekten değişebilir.

Ama biz bir insanı değişeceği umuduyla değil, bugün olduğu haliyle tanıyıp hayatımıza alırsak, yarın değiştiğinde de şaşırmayız.

Belki de asıl mesele budur.

İnsanın değişmesini beklemek değil, insanı olduğu haliyle görebilmek.

Ve belki de kendimize soracağımız en zor soru şudur:

“Ben karşımda gerçekten seni mi görüyorum, yoksa bir gün dönüşeceğini umduğum seni mi?”

İmza: Kendin

(Bu yazılar, doğrular ilan etmekten çok, rahatsız edici sorular sormak niyetiyle kaleme alınmıştır.)

*Okuduğunuz için çok teşekkür ederim, desteğinizi ve yanımda olduğunuzu hissetmek benim için gerçekten çok kıymetli.


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir