Kendime Mektuplar-344

Suçlu Olabiliriz Hepimiz!

Ekim 08, 2026

Sevgili Erol,

Geçmişte yaşamış insanları bugün yargılamak gibi bir niyetim yok.

Olan olmuş. Tarihi geri çeviremeyiz. Üstelik ben savcı değilim; birini suçlamak için iddianame hazırlamam. Hâkim de değilim; hüküm vermem.

Benim derdim başka.

Bugün geçmişi nasıl anlatıyoruz?

Bir saraya, bir camiye, bir kiliseye, bir köşke ya da bir müzeye bakıyoruz.

“Ne muhteşem!”

“Ne ince bir zevk!”

“Ne büyük bir insan!”

“Ne büyük bir dönem!”

Peki, bir yapının güzelliğinden, onu yaptıran insanın veya o dönemin bütün davranışlarının da güzel olduğu sonucuna nasıl geçiyoruz?

İşte burada durup düşünmek gerektiğini düşünüyorum.

Bir insan çok güzel bir yapı yaptırmış olabilir. Kültüre hizmet etmiş olabilir. Sanata değer vermiş olabilir. Arkasında gelecek kuşakların kullanacağı eserler bırakmış olabilir.

Bunların hepsi gerçek olabilir.

Ama güzel bir eser, sahibine ahlaki bir aklanma belgesi değildir.

Aynı şekilde, bir dönemin şartlarını anlamaya çalışmak da o dönemde yapılan her şeyi kabul etmek anlamına gelmez.

“Dönemin şartları böyleydi.”

Elbette.

Ama bu cümle bir açıklama olarak başka, bir mazeret olarak başka anlam taşır.

Çünkü aynı düşünme biçimini bugüne taşıdığımızda karşımıza çok daha tehlikeli bir sonuç çıkabilir.

Geçmişte güçlü bir insanın yaptığı tartışmalı bir davranış için “O günün şartları öyleydi” diyorsak, bugün güçlü insanların yaptığı tartışmalı davranışlar için de aynı cümleyi kurmaya başlamaz mıyız?

Bir yerde,

“Çalıyor ama yapıyor.”

diyerek yapılanı hoş görmeye başlarsak, bunun sınırı nerede biter?

Yaptığı güzel işler, yaptığı yanlışların üzerini örtebilir mi?

Bir insanın arkasında bıraktığı müze, bina, sanat eseri veya kültürel miras, onun bütün hayatına verilmiş bir iyi insan sertifikası olabilir mi?

Bence olamaz.

Çünkü burada yalnızca geçmişi değil, geleceği konuşuyoruz.

Bugün çocuklara ve gençlere neyi “büyük başarı” olarak gösterdiğimiz, yarının insanının neyi değerli bulacağını da etkiler.

Eğer sürekli olarak ihtişamı gösterir, ama o ihtişamın arkasındaki insan davranışlarını sorgulamazsak, belki de farkında olmadan şu mesajı vermiş oluruz:

Yeterince büyük işler yaparsan, yaptığın yanlışlar zamanla unutulabilir.

İşte benim itirazım buna.

Ben geçmişi yargılamıyorum.

Bugünün geçmişi sunuş biçimini yargılıyorum.

Çünkü geçmiş değişmez.

Ama geçmişten çıkaracağımız ders değişebilir.

Bir yapının önünde durup:

“Ne güzel yapılmış.”

diyebilirim.

Ama bunun arkasından:

“Peki, bu güzellik bana o dönemin bütünü hakkında ne söylüyor? Neleri gösteriyor, neleri göstermiyor?”

diye de sorarım.

Bence düşünmek tam burada başlıyor.

Çünkü insanları yalnızca bıraktıkları güzel eserlerle hatırlarsak, belki de onların gerçek hayatlarından değil, bizim onlar için hazırladığımız vitrinden söz ediyor oluruz.

Ve günün sonunda mesele yalnızca geçmişte yaşamış insanlar değildir.

Biziz.

Çünkü yanlış olduğunu düşündüğümüz bir anlatıyı sorgulamadan kabul edersek, onu bir sonraki kuşağa biz aktarırız.

Belki de bu yüzden başlıktaki “suçlu” kelimesini kullanıyorum:

Suçlu olabiliriz hepimiz.

Bir suçu işlediğimiz için değil.

Bazen yalnızca sorgulamadan kabul ettiğimiz için.

İmza: Kendin

(Bu yazılar, doğrular ilan etmekten çok, rahatsız edici sorular sormak niyetiyle kaleme alınmıştır.)

*Okuduğunuz için çok teşekkür ederim, desteğinizi ve yanımda olduğunuzu hissetmek benim için gerçekten çok kıymetli.


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir