Kendime Mektuplar-350

Oy Vermek Demokrasi Değildir!

Ekim 12, 2026

Sevgili Erol,

Demokrasi üzerine düşünürken kitaplara, siyaset bilimcilerin tanımlarına ya da bir yönetim biçiminin kendisi hakkında söylediklerine bakmıyorum. Ben yaşamın içindeki sonuçlara bakıyorum. İnsanların nasıl davrandığına, neleri kabullendiğine, hangi çelişkiler karşısında sustuğuna ve bütün bunların sonunda nasıl bir toplum ortaya çıktığına…

Çünkü bir kavramın kendisi hakkında söyledikleriyle gerçek yaşamda ürettikleri birbirinden çok farklı olabilir.

Sandık var, peki ya toplum?

Bize demokrasinin temelinin oy vermek olduğu söylendi. Oysa oy vermek, yalnızca tercihlerin sayılmasıdır. Bir tercihin nasıl oluştuğunu, o tercihin hangi bilgiye dayandığını, insanın kendi çıkarını mı yoksa ortak yaşamı mı gözettiğini tek başına açıklamaz.

Bir mecliste çoğunluk sağlanabilir. Kararlar alınabilir, yasalar çıkarılabilir. Fakat bütün bunlar, o toplumun ortak sorunlarını kavrayabildiğini, kendi davranışlarını sorgulayabildiğini ve başkalarının yaşamı üzerindeki sorumluluğunu üstlenebildiğini gösterir mi?

Ben bundan emin değilim.

Toplumsallaşmayı, insanların yalnızca bir arada yaşaması değil, insan niteliklerinin daha üst bir düzeye ulaşması olarak görüyorum. Bir kalabalık, nüfusunun büyüklüğüyle toplum olmaz. İnsanların birbirleriyle ilişkilerinde, düşünme biçimlerinde ve ortak yaşama yaklaşımlarında bir gelişme gerekir.

Demokrasinin de böyle bir zemine ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.

Bir oylamanın değiştirebildikleri

Köylerin mahalleye dönüştürülmesini düşünelim.

Bir meclis oylama yapıyor ve köylerin hukuki statüsü değişiyor. Karar, çoğunluğun oyuyla alınmış oluyor. Peki, bu oylama bize neyi kanıtlıyor?

Yalnızca bir kararın alınabildiğini.

Oysa köy, yalnızca köylülerin yaşadığı bir yer değildir. Üretimin, gıda tedarikinin ve şehirde yaşayan milyonlarca insanın hayatının bir parçasıdır. Orada alınan kararların sonuçları, köyün sınırlarında kalmaz. Ben şehirde yaşıyor olsam bile o kararın sonuçlarından yaşamsal ölçüde etkilenebilirim.

Öyleyse bir topluluğun kendi geleceği hakkında karar verme yetkisini, o topluluğun sınırları içinde yaşayan insanlarla sınırlı düşünmek yeterli midir?

Bir kararın sonuçlarından etkilenen insanların varlığını hesaba katmadan, yalnızca oylama sonucuna bakarak meşruiyet üretebilir miyiz?

Çoğunluğun kararı, ortak akıl mıdır?

Bir başka örnek düşünelim.

Meclisteki çoğunluk, muhalif temsilciler hakkında ağır sonuçlar doğuracak kararları destekliyor. Buna karşılık, kendi çevresindeki kişiler hakkındaki ciddi iddiaların araştırılmasını aynı çoğunlukla engelliyor.

Bir tarafta çoğunluğun gücü, diğer tarafta aynı gücün uygulanmasında ortaya çıkan çifte standart…

Her iki durumda da oylama yapılmış olabilir. Fakat oylamanın yapılmış olması, ortaya çıkan sonucun adil olduğunu göstermez.

Beni asıl düşündüren, yalnızca kararları alanlar değil; bu çelişkileri gördüğü hâlde sessiz kalabilen insanlardır. İnsan kendi tarafının çıkarını adaletin önüne koyabiliyorsa, kendi inançlarını ve bağlılıklarını sorgulamıyorsa, çoğunluğun oluşturduğu sonuca neden kendiliğinden bir değer yükleyelim?

Demek ki sorun yalnızca yönetim biçiminde değil, o yönetim biçiminin içinde hareket eden insanların niteliklerinde de aranmalı.

Demokrasi her zaman çözüm müdür?

Benim sorguladığım tam olarak bu.

Gelişmemiş toplumsal yapılarda demokrasi, her koşulda çözüm üretir mi? Yoksa mevcut zaafları, önyargıları, çıkar ilişkilerini ve güç mücadelelerini çoğunluk kararına dönüştürerek yeniden mi üretir?

Demokratik bir ortamın insanları mutlaka geliştireceğini varsaymak da bana yeterli gelmiyor. Çünkü bu, henüz kanıtlanmamış bir sonucu başlangıçta doğru kabul etmek olur.

Demokrasi bir tohumsa, toplumsallaşma onun yeşereceği tarladır. Tarlanın niteliğini hesaba katmadan tohumu ekmek, ürün alacağımızı garanti etmez.

Ben demokrasiye ilişkin düşüncelerimi bu nedenle kitap sayfalarındaki tanımlardan değil, yaşamın içinde karşılaştığım sonuçlardan hareketle oluşturuyorum.

Bir toplumda seçimler yapılabilir, oylar sayılabilir, çoğunluklar oluşabilir. Ama bunlar, o toplumun kendi kararlarını sorgulayabilen, başkalarının yaşamını hesaba katabilen ve ortak sorumluluk taşıyan insanlardan oluştuğunu kanıtlamaz.

Oy vermek bir işlemdir. Toplumsallaşmak ise insanın niteliğiyle ilgilidir. Bu ikisini birbirine karıştırdığımızda, çoğunluğun kararını toplumun iradesi sanabiliriz.

Sevgili Erol, kendime sormak istediğim soru şu:

Bir toplumun demokrasiye sahip olduğunu, sandıkların kurulmasından mı anlayacağım; yoksa o toplumun sandıktan çıkan sonuçlarla ne yaptığına, nelere sessiz kaldığına ve sonunda nasıl bir yaşam ürettiğine mi bakacağım?

İmza: Kendin

(Bu yazılar, doğrular ilan etmekten çok, rahatsız edici sorular sormak niyetiyle kaleme alınmıştır.)

*Okuduğunuz için çok teşekkür ederim, desteğinizi ve yanımda olduğunuzu hissetmek benim için gerçekten çok kıymetli.


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir