Kendime Mektuplar-354

“Ben” Değişiyorsa, “Biz” Aynı Kalabilir mi?

Ekim 15, 2026

Sevgili Erol,

Dün takıldığım bir problemi çözmek için kitaplara bakıyordum. Kaynakları tarıyor, sayfalar arasında dolaşıyor, aradığım bilgiye ulaşmaya çalışıyordum.

Bugün aynı problemle karşılaştığımda ne yapıyorum?

Yapay zekâya soruyorum. Üstelik çoğu zaman aradığım bilgiye doğrudan, nokta atışıyla ulaşabiliyorum.

Dün bilgiye ulaşmak için harcadığım zamanın ve çabanın önemli bir bölümünü bugün harcamıyorum. Bilgi hâlâ değerli. Ama ona ulaşma biçimim değişti.

Peki, ben dünkü ben miyim?

Elbette dün de bugünkü gibi düşünen, öğrenen, üreten bir insandım. Fakat bugün aynı işi yapabilmek için aynı bilgileri önceden öğrenmek, bütün ayrıntıları zihnimde tutmak zorunda değilim.

Dün öğrenmek zorunda olduğum bazı şeyleri bugün gerektiğinde öğrenebiliyorum.

Bu küçük bir değişiklik mi?

Bilmiyorum. Ama üzerinde düşünmeye değer buluyorum.

Yeni bir “ben” mi?

Bir zamanlar bir mesleği edinmek, belirli bir bilgi birikimine sahip olmayı gerektiriyordu. Üniversiteler bu bilgiyi edinmenin önemli yollarından biriydi. Diplomalar da bu sürecin tamamlandığını belgeliyordu.

Bugün ise bilgiye erişim kolaylaşıyor. Yapay zekâ, daha önce uzun araştırmalar gerektiren birçok soruya kısa sürede cevap bulmamızı sağlıyor.

Bu, artık öğrenmeye ihtiyacımız olmadığı anlamına gelmiyor. Ne öğrenmemiz gerektiğini belirlemek, doğru soruyu sormak, aldığımız cevabı değerlendirmek ve onu işe yarar bir sonuca dönüştürmek daha önemli hâle gelebiliyor.

Ama insanın geçimini sağlama biçimi değişiyorsa, mesleklerin gerektirdiği bilgi ve beceriler değişiyorsa, kendimizi meslekler üzerinden tanımlama biçimimiz de değişmek zorunda değil mi?

Dünün mühendisiyle bugünün mühendisi aynı unvanı taşıyabilir. Fakat karşılaştıkları sorunlar, kullanabildikleri araçlar ve ihtiyaç duydukları bilgiler farklılaşabilir.

Öyleyse aynı “ben” miyiz?

Burada kişiliğimden söz etmiyorum. Geçimimi sağlama biçimim üzerinden kendimi tanımladığım “ben”den söz ediyorum.

“Biz” hep aynı mı kalacak?

Bir üniversiteden mezun oluyoruz. Bir mesleğe giriyoruz. Benzer eğitimlerden geçen, benzer işleri yapan insanlarla ortaklık kuruyoruz.

Böylece “biz” oluyoruz.

Bu ortaklığın geçmişte güçlü bir gerekçesi vardı. Benzer bilgileri edinmiş, benzer süreçlerden geçmiş, benzer yetkinlikler kazanmıştık.

Peki, bugün?

Mesleklerin sınırları değişiyor. Mühendislik tıpla, biyoloji yazılımla, farklı disiplinler birbirleriyle buluşuyor. Bir sorunu çözmek için farklı alanlardan insanların bilgilerine ihtiyaç duyuyoruz.

Bir hastanın sorununu çözmek için doktorun yanında mühendise, yazılım uzmanına veya veri analistine ihtiyaç duyulabiliyor. Ortak amaç aynı olsa da insanların mesleki kimlikleri farklı.

Öyleyse bizi bir araya getiren şey hâlâ yalnızca aynı mesleğe, aynı eğitime veya aynı geçmişe sahip olmak mı?

Belki de yeni bir “biz” oluşuyor. Belki henüz oluşmadı. Belki de ben yalnızca böyle bir değişimin işaretlerini görüyorum.

Geçmişte de “biz” değişmedi mi?

Bir zamanlar geniş aileler vardı. Birkaç kuşak aynı evde yaşıyor, üretimi, geçimi, çocukların bakımını ve yaşlıların sorumluluğunu paylaşıyordu.

Sonra yaşam biçimleri değişti. İnsanlar iş bulmak için kentlere taşındı. Ücretli çalışma yaygınlaştı. Konutlar, çalışma saatleri ve gündelik hayatın düzeni farklılaştı.

Geniş aileler bütünüyle ortadan kalkmadı. Ama çekirdek aile birçok toplumda daha yaygın bir yaşam biçimi hâline geldi.

Aile bağları devam ederken, birlikte yaşamanın ve sorumlulukları paylaşmanın biçimi değişebildi.

Demek ki bir zamanlar doğal, hatta vazgeçilmez görünen bir “biz” biçimi, toplumsal koşullar değiştiğinde dönüşebiliyor.

Öyleyse bugün de benzer bir dönüşüm ihtimalini neden sorgulamayalım?

Elbette geçmişte geniş aileden çekirdek aileye geçilmiş olması, gelecekte “biz”in mutlaka daha gevşek olacağını kanıtlamıyor. Fakat bize bir şeyi hatırlatıyor: İnsanların bir arada bulunma biçimleri değişmez olmak zorunda değil.

Daha gevşek, daha geçirgen bir “biz” mümkün mü?

Bir konuda mühendislerle, başka bir konuda doktorlarla, bir başka konuda farklı mesleklerden insanlarla birlikte çalışabiliyorum.

Her ortaklıkta aynı insanım. Ama her defasında aynı “biz”in içinde değilim.

Birden fazla topluluğun parçası olabiliyorum. Bir ortaklığa katılmam, diğerlerinden ayrılmamı gerektirmiyor. Bir konuda birlikte çalıştığım insanlarla başka bir konuda farklı düşünebiliyorum.

Belki de gelecekte “biz”, tek bir mesleğe, ortak bir geçmişe veya değişmez bir kimliğe bağlı olmaktan çıkıp farklı amaçlarla bir araya gelen insanların oluşturduğu daha geçirgen bir yapıya dönüşecek.

Bu yalnızca benim öngörüm.

Belki yanılıyorum. Belki bazı ortaklıklar daha gevşek, bazıları daha sıkı olacak. Belki bugün henüz tanımlayamadığımız başka biçimler ortaya çıkacak.

Ama bir sorum var.

Ben değişiyorsam, benimle birlikte değişen dünyada geçimimi sağlama biçimim, mesleğim ve ihtiyaç duyduğum bilgiler değişiyorsa, neden beni bir arada tutan “biz” aynı kalmak zorunda olsun?

Ben değişiyorsam, biz neden aynı kalalım?

Bu sorunun cevabını bilmiyorum.

Geleceğin insanının nasıl olacağını, geleceğin topluluklarının nasıl örgütleneceğini de bilmiyorum. Zaten bir gelecek modeli önermiyorum.

Yalnızca bir çelişki ihtimalini sorguluyorum: Değişen insanı kabul ederken, onu tanımlayan toplulukların değişmezliğini neden varsayıyoruz?

Geçmişte kim olduğumuzu bilmek elbette önemli. Fakat geçmişte kim olduğumuz, bugün kimlerle ve nasıl bir arada olabileceğimizi tek başına belirlemek zorunda mı?

Belki de yeni “biz”i tanımlamaya çalışmadan önce, eski “biz”in değişmezliğini neden varsaydığımızı düşünmeliyiz.

İmza: Kendin

(Bu yazılar, doğrular ilan etmekten çok, rahatsız edici sorular sormak niyetiyle kaleme alınmıştır.)

*Okuduğunuz için çok teşekkür ederim, desteğinizi ve yanımda olduğunuzu hissetmek benim için gerçekten çok kıymetli.


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir