Oku da Adam Ol!
Ekim 15, 2026
Sevgili Erol,
Çocukluğumuzdan beri duyduğumuz bir öğüt vardır:
“Oku da adam ol!”
Aileler çocuklarını bunun için okutur. Çocuk büyür, okulları bitirir, diplomasını alır. İyi bir meslek edinir, para kazanır, evini, arabasını, yazlığını alır. Birikim yapar, çocuklarına miras bırakır.
Bütün bunları başarmışsa toplumun gözünde artık “adam olmuştur”.
Peki, gerçekten öyle midir?
Ben bu soruyu yalnızca bir insanın ahlakını, kişiliğini veya mesleki başarısını tartışmak için sormuyorum. Daha temel bir meseleyi sorguluyorum: Çağdaş eğitim, insanı öncelikle kendi hayatını güvence altına alacak bir birey olarak mı yetiştiriyor? Toplumsal sorumluluk sahibi bir insan olarak yetiştirmeyi de aynı ölçüde önemsiyor mu?
Gelin, güncel iki örneğe bakalım.
Birinci örnek: Göktürk’te suya gömülen yollar
14 Ekim 2026’da İstanbul’da etkili olan sağanak yağışın ardından Göktürk ve Kemerburgaz’da yollar su altında kaldı. Kemerburgaz yolu göle döndü. Olay haberlerde görüntülendi.
Göktürk, İstanbul’un gözde ve pahalı yerleşim bölgelerinden biri. Burada mühendisler, mimarlar, yöneticiler ve başka mesleklerden eğitimli insanlar yaşıyor, çalışıyor; projeler hazırlanıyor, yapılar inşa ediliyor.
Elbette bir yağmurun sele dönüşmesinin tek bir nedeni yoktur. Altyapı, şehir planlaması, dere yatakları, imar kararları, denetim ve doğa olayları birlikte değerlendirilmelidir.
Fakat ben başka bir soruyu merak ediyorum.
Bir mühendis bir araziye baktığında ilk olarak ne görüyor? Yapılabilecek binayı, satılabilecek daireleri, maliyeti ve getiriyi mi hesaplıyor? Yoksa o arazinin doğal işleyişini, yağmur suyunu nasıl tuttuğunu, suyun nerelerden aktığını ve yapılacak müdahalenin çevreyi nasıl değiştireceğini de düşünüyor mu?
İkisini birden düşünmek elbette mümkündür. Hatta mühendislik sorumluluğunun gereği de budur.
Ama ekonomik getirinin hesabı yapılırken ortak yaşamın ve doğanın hesabı ihmal ediliyorsa, burada yalnızca teknik bir problemden söz edemeyiz.
Bilgi var. Diploma var. Meslek var. Peki, bütün bunların ortak yaşamı korumaya yönelik sorumluluğu nerede?
İkinci örnek: Borsa, fonlar ve diplomalı insanlar
Eylül 2026’da Türkiye’de sermaye piyasalarındaki işlemler ve yatırım fonlarıyla ilgili büyük bir kriz yaşandı. Soruşturmalar kapsamında aralarında finans kuruluşlarının yöneticilerinin ve eski bir Merkez Bankası başkan yardımcısının da bulunduğu çok sayıda kişi tutuklandı. Tutuklananlar arasında akademik unvanlarıyla da tanınan isimler vardı.
Burada dikkatli olalım: Bir kişinin tutuklanması, suçlu olduğunun kanıtı değildir. Soruşturmaların sonucunu ve her kişinin sorumluluğunu ayrı ayrı değerlendirmek gerekir.
Benim üzerinde durduğum nokta bu kişilerin suçlu olup olmadığına karar vermek değil.
Sorum şu: Ekonomiyi, piyasaları ve finansal sistemleri anlamak üzere eğitim almış, önemli görevler üstlenmiş insanlar da bu sistemlerin içindeki ağır sorunların bir parçası hâline gelebiliyorsa, diploma bize neyi garanti ediyor?
Diploma, belirli bir alanda eğitim alındığını gösterir. Mesleki bilgi ve yetkinlik kazandırabilir. Ama insanın bu bilgisini hangi amaçla kullanacağını, başkalarının haklarını ne kadar gözetleyeceğini veya kendi çıkarıyla toplumun çıkarı çatıştığında nasıl davranacağını tek başına garanti etmez.
Bir insanın çok şey bilmesiyle bildiklerini sorumluluk duygusuyla kullanması aynı şey değildir.
Adam olmak!
Şimdi çocuklarımıza verdiğimiz öğüde dönelim.
“Oku da adam ol!”
Bu sözle neyi kastediyoruz?
İyi bir üniversiteyi kazanmayı mı? Saygın bir meslek edinmeyi mi? Yüksek gelir elde etmeyi mi? Ev, araba, yazlık sahibi olmayı mı? Çocuklarına iyi bir miras bırakmayı mı?
Bunların hiçbiri tek başına yanlış değildir. İnsan emeğinin karşılığını almak, ailesini güvence altına almak ve daha iyi yaşamak ister. Bunlar doğal beklentilerdir.
Benim itirazım, insanın başarısının bunlarla ölçülmesine ve bunları elde etmenin “adam olmak” diye sunulmasına.
Çünkü insanın kendi hayatını kurtarmasıyla ortak hayatın sorunlarını çözmeye katkıda bulunması farklı şeylerdir.
Bir mühendis yaptığı işten alacağı ücreti ve sağlayacağı kazancı düşünür. Peki, ürettiği değerin topluma ve doğaya yüklediği maliyeti de düşünüyor mu?
Bir finans uzmanı yatırımcısına kazanç sağlamayı hedefler. Peki, bu kazancın hangi koşullarda elde edildiğini, hangi riskleri başkalarına yüklediğini de aynı titizlikle sorguluyor mu?
Bir yönetici kendi kurumunun hedeflerini gerçekleştirir. Peki, kurumun başarısının toplumsal sonuçlarını da üstleniyor mu?
Bunlar yalnızca mühendislere, finansçılara veya yöneticilere yöneltilmiş sorular değil. Doktordan hukukçuya, öğretmenden siyasetçiye, iş insanından kamu görevlisine kadar herkes için sorulabilir.
Üstelik bu örnekler gerektiğinde çoğaltılabilir. Çünkü mesele iki olaydan ibaret değil. Bu olaylar, daha geniş bir insan ve toplum anlayışını sorgulamamız için birer başlangıç noktası.
Eğitim bize ne kazandırıyor?
Ben diplomaya karşı değilim. Bilgiye de mesleki uzmanlığa da karşı değilim. Tam tersine, bunların insanlığın gelişmesi için vazgeçilmez olduğunu düşünüyorum.
Fakat bilgiye sahip olmakla bilgiyi sorumlu biçimde kullanmak arasında bir mesafe var.
Çağdaş eğitim, insanı mesleğinde başarılı kılmayı, rekabet edebilir hâle getirmeyi ve ekonomik bakımdan güçlendirmeyi hedefliyor olabilir. Peki, aynı insanın başkalarının hayatını da hesaba katmasını, ortak sorunlara duyarlı olmasını ve kendi kazancının ötesini görebilmesini ne ölçüde sağlıyor?
Bu soruyu yalnızca okul müfredatına bakarak cevaplayamayız. Aile, iş hayatı, ekonomik düzen, hukuk, siyaset ve toplumun başarı ölçüleri de insanı biçimlendiriyor.
Ama bütün bunlar, eğitim anlayışımızı sorgulamamıza engel değil. Belki de tam tersine, bu sorgulamayı daha gerekli kılıyor.
Çünkü bir toplumda insanlar kendi çıkarlarını gerçekleştirmek için eğitiliyor, ödüllendiriliyor ve başarılı sayılıyorsa; ortak sorumluluk ikinci planda kalıyorsa, ortaya çıkan sonuçları yalnızca birkaç kişinin hatasıyla açıklamak yeterli olmayabilir.
Belki sorun, yetiştirdiğimiz insanlardan ne beklediğimizde ve onları hangi ölçülere göre başarılı saydığımızda yatıyordur.
Adam olduk da…
Göktürk’te su altında kalan yolları görüyoruz. Finansal piyasalardaki krizleri ve soruşturmaları izliyoruz. Başka alanlardan da benzer örnekler bulabiliriz.
Her birinin kendine özgü nedenleri var. Hiçbirini tek başına eğitim sisteminin başarısızlığının kanıtı sayamayız.
Fakat bu olayların ardından dönüp kendimize şu soruyu sormamız mümkün:
Bizim “başarılı insan” diye yetiştirdiğimiz kişi, yalnızca kendi hayatını güvence altına almış insan mıdır? Yoksa ortak hayatın sorumluluğunu da üstlenen insan mıdır?
Çocuklarımıza “Oku da adam ol!” diyoruz.
Belki de artık kendimize sormamız gereken soru şudur:
Adam olduk da insan olabildik mi?
İmza: Kendin
(Bu yazılar, doğrular ilan etmekten çok, rahatsız edici sorular sormak niyetiyle kaleme alınmıştır.)
*Okuduğunuz için çok teşekkür ederim, desteğinizi ve yanımda olduğunuzu hissetmek benim için gerçekten çok kıymetli.

Bir yanıt yazın